15.06.2013 -Simdi uyu, yarın yeniden dogacaksın - EVRENSEL

Geschrieben von Super User am . Veröffentlicht in Presse

 

Taksim Gezi Parkı’nda yapılmak istenen AVM ve Topçu Kışlasına karşı başlayan direniş, ülke geneline yayıldı. Böylesi bir dönemde insanın doğayla ilişkisini anlatan bir müzik albümü çıktı. Bahsettiğimiz albüm Mikail Aslan’ın Xoza (Doğa) adlı albümü. Albümün müzik raflarında yeri aldığı dönemle Taksim Gezi Parkı direnişi aynı zamana denk geldi. Aslan, yedinci albümünde yaşadığımız doğayı hoyratça ekip biçtiğimiz bir tarlaya benzetiyor. Albüme de adını veren Xoza adlı enstrümantal bir parçayla bu tarlayı dinlenmeye bırakıyor ve temburuyla şöyle bir kılam okuyor: “Yorgun toprak! Şimdi uyu ve dinlen, yarın yeniden doğacaksın. Bağrına düşecek sabırsız tohumlara can vereceksin...!”

‘VİCDAN BİZİ BİRLEŞTİRECEKTİR’

Almanya’da yaşayan Mikail Aslan, İstanbul’da bulunduğu sürede direnişi iki gün ziyaret etmiş: “Yaşları 18-22 arası gençlik gözüme çarptı. Yeni bir enerjiyi gördüm ve bu enerjinin hiçbir bayrağın altına sığmadığını gördüm. ‘Mustafa Kemal’in askerleri- yiz’ deyip sürekli bayrakları büyüten çevreye de uzaklıkları göze çarpıyordu. Bu yeni kuşağın bakışını anlamak gerekiyor, onları izlerken bize yeni bir yol gösterecekler gibi bir duyguya kapıldım. Bu genç ve dinamik Gezi Parkı direnişinin Nasyonal Sosyalist-Kemalist çevrelerle dinciler arasındaki iktidar mücadelesinin çıkmazından kurtulup büyümesini umut ediyorum. Gönül gözünden bakmayı başardığımızda vicdan bizi birleştirecektir. Vicdan ve özgürlük bağlamında yeni bir dönem başladı, yürekten selamlıyorum” diyor.

MUNZUR SUYU ÖLÜ GİBİ

Albüm, üç yıllık bir çalışmanın ürünü. Daha en başta albümün adı belliymiş: Xoza. Gezi Parkı direnişiyle denk gelmesi ise bir tesadüf ama güzel bir tesadüf.

Uzunçayır Barajı, Munzur suyunu öldürdü ve bu ölüm, müzisyen Aslan’ı bir hayli etkilemiş. Eskiden kıyısına oturup çay içip sohbet ettikleri Munzur’un sesi, müziği artık yok.  Onu yaralayan bir diğer şey ise kutsal bilinen Munzur gözelerinde yaşananlar:  “Modern zamanlar öncesinde halkımız kendi nehrindeki balığı bile kutsamış, yememiş. Sütünü bu suyla mayalamış. Bizim kurban yerimiz olan gözeler şimdi bira şişeleri ve petlerle dolu... Modern insanın bu yıkıcılığına şaşırıyorum.”

Doğanın dengesi önemli onun için. Bunu bir şarkısında şöyle anlatıyor: “Gola Çetu vana, şiya wê çıla ma / bıxuse çemê ma, vengê to kami bırna / hela berê no çı kewrano / verê Kanu de çem gureto / ostorê budelayi cıra remeno / budela vano/ lalawo persmekerê ma herdê xo roto medağê çemi weme /vereniya çemi gureta awe kerda lêle / qılêr u qertisê ma veciyo gılê dare..” Devletin ve hükümetin coğrafyaya yönelik imha politikasının sorgulanması gerektiğini söylüyor ama bir ek de yapıyor bu sorgulamaya: “Kendimizi ne zaman sorgulayacağız?”

Albümün önceki albümlerden farkını “sadelikle” açıklıyor: “Bu albümü sevgili dostum Cemil Qoçgiri’nin yönetmenliğinde kaydettik. Önceki albümlerimizde olan yoğunluk bu albümde yok, hem alt yapıda, hem üst yapıda hem de kompozisyonlarda bir sadelik var. Bu farklılık teknik durumla alakalı. Ama ruhsal ve duygusal anlamda yorum yapmak istemem. Onu da dinleyiciye bırakmak istiyorum.” Aslan’ın ileriye yönelik en büyük hayali ise en azından İstanbul’da bir kültür sanat merkezinin kurulmasını sağlamak ve insanların burada kendi ana dilleriyle sanat ve kültür çalışmalarını rahatça yapmaları. Bu bir hayal çünkü maddi imkânları buna izin vermiyor. Hayalin sebebi ise gayet tanıdık. Konser salonları Kürtçe müzik yapanlara kapalı.


İÇİMİZDEKİ ATEŞ

“BÜTÜN ırmaklar kendi denizine varmak için yola düşer” diyen Aslan, önü barajla tutulan Munzur suyu için de bir beste yapmış: “Adırê Zerrê Ma” (İçimizdeki Ateş).

Adırê Zerrê Ma adlı kılamında geçen manayı şöyle ifade ediyor Aslan: “Hayıg, Kanoğlu (Kanu) köyüne vardığında köyün aşağısında, Munzur Irmağı’nın hemen kıyısında bir kalabalık gördü. Gözleri kalabalığın içinde Budala Derviş’e ve kır atına ilişti. Budala, atına binmek istiyor fakat atı kaçıyordu. Öfkeliydi. Hayıg sordu: “Budala Derviş, atın neden senden kaçıyor, bir de bu kalabalık da neyin nesi?” “Hiç sorma” dedi Budala Derviş, “biz topraklarımızı sattıktan sonra nehrimizin önünü tutup onu boğdular, taziyesini veriyoruz. Atım bu yüzden öfkeli.” Hayıg nehre baktı, yılanlar çıyanlar karayı kaplayan sudan kaçıyordu, ağaçlar suyun altında kalmış, çöpler ağaçların zirvesine kadar yükselmişti..! Oradan uzaklaştı, bir süre sonra Gola Çetu Ziyareti’ne vardı, ziyaretin üzerindeki mumlar sönmüştü. Gola Çetu sordu; “Munzur’un sesini duyamıyorum artık, ırmağımıza ne oldu?”

Erkan Oğur perdesiz gitarı ve vokaliyle bu parçada Aslan’a eşlik ediyor. 10 şarkının yer aldığı albümde bir çalışma enstrümantal biri Ezidî kılamı ve bir de Alevi ozanı Seyyid Nesimi’ye ait beyitin dışındaki eserlerin çoğunun söz ve müziği Aslan’a ait. Albüm Kalan Müzik’ten çıktı.


MA DERGİSİ...

ZAZACANIN yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bu dönemde,  Devrim Tekinoğlu ve Doğan Munzuroğlu ile beraber Ma adlı bir sanat edebiyat dergisi çıkardı. Zazaca ile uğraşanlara karşı oluşan önyargılardan rahatsız olan Aslan, “Zaza kelimesi Zazacılıkla özdeşleştiriyor, doğal olarak bu dille uğraşanlar da psikolojik baskı altında bırakılıyor. Bazı çevrelerde, ‘Zazaca müzik yapıyorlar, dergi çıkarıyorlar acaba bunu arkasında ne var’ gibi tuhaf bir yaklaşım var” diyor. Aslan bunun yerine Zazacanın ileriye taşınması yönünde kafa yorulması gerektiğini düşünüyor. Bunun Zazaca çıkan ilk dergi olmadığını, daha önce Vate, Tija Sodıri vb çeşitli dergilerin çıkarıldığını lakin bunların daha çok politik motivasyonlu olduğunu belirten Aslan, Ma dergisinin kültür ve sanat yayıncılığını esas aldığını ifade ediyor. Dergide Zazacanın bütün şivelerine yer verdiklerini söyleyen Aslan, dili standardize edecek dil bilimci olmadıklarını, ileriye yönelik önemli bir kaynak bırakmaya çalıştıklarını anlatıyor.